Arama

Egzoz manifoldu nedir?

Kategori: Arabalar | Yazar: arabalar | | | | | | | Tarih: 17 Mart 2008

Motorun yanma odasında patlayan yakıt ve hava karışımı, dışarıya egzoz gazı olarak çıkar. Bu çıkış ne kadar rahat gerçekleşirse, motor o kadar performanslı çalışır. Bu arada egzoz sesi de biraz artar. üreticileri egzoz sistemin!, hem ses izolasyonu hem de performansı bir arada sunabilmek amacıyla geliştirirler.

Performans sağlayan egzoz sistemlerindeyse çıkışlar daha da rahatlatılarak egzoz gazının dışarıya çok daha kolay atılması sağlanır. Egzoz sisteminin tüm parçaları, çeşitli firmalar tarafından üretiliyor. Bu parçaların basında gelen son susturucu ve egzoz manifoldu (headers), otomobilin performansını en çok etkileyen parçalar.

Headers, yanma odasında oluşan gazın dışarıya daha rahat ve düzenli çıkabilmesini sağlar. Her silindirden ayrı ayrı çıkan atık gazlar, headers sayesinde bir düzene girer ve bunların oluşturduğu negatif basınç gücün daha da artabilmesini sağlar

Headers takıldığı takdirde, otomobilin orijinal egzoz sisteminin de komple değiştirilmesi gerekir. Bu şekilde otomobilin motor yapışı ve hacmine göre yüzde 5 ile 10 arasında güç artışı sağlanabilir. Egzoz sisteminde çok fazla değişiklik yapmak istemeyenlerse, sadece son susturucu veya bununla birlikte orta susturucuyu değiştirmekle de yetinebilirler. Ancak bu durumda fazla bir güç artışı sağlamayabilir.

Genellikle paslanmaz çelikten üretilen egzoz sisteminin orijinalinden daha hafif olması da performans severler için bir avantaj sayılabilir.

Arama Kelimeleri


Otomobil aydınlatmasının tarihçesi

Kategori: Arabalar | Yazar: arabalar | | | | | | | | | Tarih: 17 Mart 2008

Otomobil aydınlatmasının tarihçesi şöyledir:

1908… Otomobilde dinamonun kullanılmaya başlanması ile birlikte elektrikli ampuller de kullanılmaya başlandı. Bu ampullerin en kötü yanı aniden ve sıkça bozuluyor olmasıydı.
Farda ışığı yola direkt olarak yansıtan parabolic aynalar kullanılıyordu. Işığın dağılımı o kadar kötüydü ki, geceleyin karşılaşan iki otomobilden biri durmak zorunda kalıyordu.
1917… Özel kaplamalı metal reflektör ve yeni ampul soketlerinin kullanılmaya başlanması. Bu reflektörlerde daha gelişmiş odaklama ayarları yapılabiliyordu.
1919… Kısa ve uzun far için ayrı reflektörler kullanılmaya başlandı. Bu düzenleme ile birlikte ışığın dağılımı sorunu da kısmen çözülmüş oldu.
1925… Kısa ve uzun far ışığının aynı reflektörde üretilmesi için yapılan çalışmalar sonuç vermeye başladı. Böylece maliyet daha da azaltılabilecekti.
1926… Stop lambası kullanılmaya başlandı.
1931… Ön sis farı kullanılmaya başlandı. Sis farı özel optik yapısı ile kısa farın aksine yüzeyi aydınlatıyor, ışığın siste geri yansımasını engelleyebiliyordu.

1945… Asimetrik ışık deseninin kısa farlarda kullanılmaya başlanması ile yolun sağ tarafına daha fazla ışık yansıtılması sağlanarak karşıdan gelen trafiğin üretilen ışıktan rahatsız olması engellendi.
1948… Statik viraj farı ilk defa Tucker Torpedo’da kullanıldı.
1958… BM Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE), aydınlatmasının üye ülkeler tarafından uyulması gereken tüm standartlarını belirledi.
1962… aydınlatmasında kullanılan ilk halojen ampul olan H1 üretildi.
1966… Arka sis farı kullanılmaya başlandı.
1967… H3 ampul üretildi.
1971… H4 ampul üretildi.
1974… 3. stop lambasının gerideki sürücüyü daha iyi uyardığı bir psikolog tarafından keşfedildi.
Elektrikli far seviye ayarlama mekanizması kullanılmaya başlandı.
1983… Elipsoidal far üretildi.
1988… Free form far üretildi.
1992… far ilk defa BMW 7 serisinde kullanıldı.
H7 ampul üretildi.
LED’li 3. stop lambası ilk defa BMW 3 Cabrio’da kullanıldı.
1993… Şeffaf ön camlı free form far üretildi.
1994… Daha gelişmiş aydınlatma sistemlerinin geliştirilmesi için üye firmalar Eureka E!1403 projesi altında çalışmalara başladılar.
1997… Mavimsi ışık veren ampuller ve gazı içeren yüksek performanslı halojen ampuller üretildi.
1999… H8, H9, H11 ampulleri üretildi.
2000… Bi- far ilk defa Saab 9.5 serisinde kullanıldı.
2002… Eureka E!1403 projesine bağlı olarak statik ve dinamik viraj farlarının çalışmaları hız kazandı.
LED’li far geliştirme çalışmaları hız kazandı.
2003… Viraj farları Avrupa ülkelerinde kullanılmak üzere onay aldı.
LED’li park ve gündüz sürüş farı (DRL) ilk defa Audi A8′de kullanıldı.
Statik ve dinamik viraj farı ilk defa Opel Signum’da birlikte kullanıldı.
2005… Yasal yeterliliğe sahip ilk LED’li kısa far prototipi üretilmiştir…

Arama Kelimeleri


Otomobilin Doğuşu

Kategori: Arabalar | Yazar: arabalar | | | | | | | | | | Tarih: 17 Mart 2008

Otomobilin Doğuşu KraLtuning Araştırdı

Yaşadığımız dünyadaki en önemli teknoloji ürünlerinden biri otomobillerdir şüphesiz. İcat edildikleri zamandan bu yana teknolojinin gelişmesiyle birlikte hep daha yeni, daha farklı şekillerle çıkmıştır karşımıza. Amaç hep en iyisini üretmek oldu belki de, hep bu amaçla çalışıldı, ama her yeni otomobilin ardından daha iyisi geldi. Bir noktadan sonra ise çeşitleri, modelleri, özellikleri ve aksesuarları takip edilmez bir şekilde çeşitlendi. Görünüşündeki ihtişam, kullanımındaki konfor ve sahip olmanın verdiği güç duygusuyla, kısa zamanda ihtiyaçtan öte insanların hayallerini süsleyen bir unsur haline geldi.
İnsanoğlu otomobili icat edene kadar pek çok aşamadan geçti. Daha teknoloji diye bir olgunun var olmadığı, insanların doğayla mücadele içinde oldukları bu dönemde, hayat şartlarını kolaylaştırmak için binek hayvanları kullanılıyordu. Ardından, insanoğlunun yaşamını kolaylaştıracak, insanlık için oldukça önemli olan tekerlek icat edildi. Tekerlek ilk önce binek hayvanlarıyla kullanıldı. Daha sonra ise tekerlek yardımı ile at arabaları, kızaklar ve tarımda kullanılabilecek çeşitli araçlar elde edildi. Artık insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan; tarım, taşımacılık, göç gibi ihtiyaçlarını gerçekleştirmek daha kolay hale gelmişti.
İhtiyaçlarını gidermede kolaylık sağlaması amacıyla yapılan bu araçlar kısa zamanda insanların hayatlarının önemli bir parçası haline geldi. Artık bu araçlar, insanoğlunun hayatla mücadelesine kolaylık sağlamanın yanında bir lüks, hatta ihtişamıyla gücün simgesi oldular.
Zamanın imparatorları, devlet adamları hep bu araçlarla çıktılar halklarının karşısına ve güçlerini pekiştirdiler. Bu dönemde binek hayvanlarına bile sahip olamayan insanlar, tabii ki bu araçlara da ulaşamadılar ve zamana karşı verilen mücadelede gücü doğadan alıp, insanlara veren at arabaları, zenginlerin kolaylıkla ulaşabilecekleri lüksü simgeleyen araçlar haline geldi.
Tarih boyunca her zaman ihtiyaçlar, yeni buluşları ortaya koydu. Binek hayvanlarının kullanımını kolaylaştıran at arabaları zamanla ihtiyaçları gidermede yetersiz kaldı ve daha iyiye ulaşma çabasıyla ilk bisiklet yapıldı. İki tekerlekli bisikletten sonra, hızla üç tekerliye geçildi. Sanayi Devrimi ile her alanda makine kullanımı yaygınlaştı, yeni buluşlar yapıldı. Buhar gücü kullanılmaya başlandı ve ilk olarak buhar gücüyle kullanılan makineler yapıldı. Buhar gücüyle kullanılan makineler, tekerli arabalara uygulandı. İlk buharlı , 1770 yılında Cugnot tarafından yapıldı. Böylece otomobilin icadında ilk adım atılmış oldu. Ardından da hızla motorlu taşıtlara geçildi. Böylece hız kazanan teknoloji, insanları da beraberinde götürmüş, artık onlara da hız kazandırmıştı.
”Hız Kesmeyen” Teknoloji
Hızlanan çalışmalar sonucu ilk motorlu taşıt 1885 yılında Alman Karl Benz tarafından yapıldı. Yapılan taşıt, dönemin özelliklerini taşıyordu ve sadece iki kişilik bir bisiklet biçimindeydi. Yaklaşık bir yıl sonra Gottlieb Daimler motoru atlı arabalara monte etti.
Ulaşılan bu sonuçlardan sonra çalışmalar hızlanmıştı ve klasik tip icadı fazla gecikmedi. 1891 yılında, Fransız Rene Levassor bilinen ilk klasik tip arabayı icat etti. 2000’li yıllara yaklaştıkça her an etrafımızda görebildiğimiz bu araçlara insanlar o dönemde o kadar yabancılardı ki, önden giden bir kişi elinde bayrak sallayarak taşıta yol açıyordu.
Sonunda insanların hayatına hız kazandıracak olan icat yapılmış, dört tekerli araç hayatlarına girmişti. Bu icat yeryüzündeki hareket olgusunu doğadan alıp insana vermişti.
Artık amaç daha güçlü bir motor, daha hızlı ve gösterişli arabalar üretmekti. Teknolojinin gelişimi bunu da beraberinde getirdi. Artık üretilen her bir öncekinden daha üstün özelliklere sahipti.
Motorlu taşıtların icat edilmesiyle birlikte insanlarda başlayan hız tutkusu, beraberinde yarışlarını da getirdi. yarışları 1880’lerde benzinle çalışan içten yanmalı motorların geliştirilmesinden sonra başladı. Birkaç yıl içinde ise yarış arabaları üretilmeye başlandı. İlk yarışı 1895 yılında Paris-Rouen arasındaki 80 kilometrelik mesafede yapılan güvenilirlik denemesiydi.
19.yy’ın sonlarında insanların hayatına giren , 20.yy ile birlikte insan hayatının bir parçası olmuştu. 1900’lü yıllara gelindiğinde arabalar artık insanların zevklerine hitap etmeye başlamıştı. Genellikle siyah renkte üretilen otomobiller önce çeşitli renklere büründü, 1960’lı yıllarla birlikte ise adeta gücü simgeleyen büyük arabalar üretilmeye başlandı. İlk otomobillerin üretim aşamasında karşımıza çıkan modeller ile çeşitlerinin artmasıyla karşımıza çıkan modeller arasındaki fark, yapılan çalışmaların hızını ve verilen önemi anlatıyor.
“Devrim”den Sonra…
1960’ yıllara kadar Türkiye’de sadece Amerikan otomobilleri ve bazı Avrupa otomobilleri bulunuyordu. Çünkü otomobilin ithal edilmesi maddi açıdan oldukça zordu. Ama tüm dünyayı saran bu heyecanı çok geçmeden Türkiye’yi de sardı. Dönemin Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in girişimiyle yerli fikri ortaya çıktı ve çalışmalara başlandı. Adapazarı Vagon Fabrikası’nda çeşitli otomobillerden alınan parçalarla “Devrim” adında bir yapıldı. Devrim, çalışmalarının aceleyle yapılması nedeniyle resmi geçit sırasında yolda kaldı ve ilk yerli otomobili üretmenin heyecanıyla başlanan çalışmalar burada son buldu.
Başarısızlıkla sonuçlanan ilk çalışmaların ardından Vehbi Koç’un da girişimleriyle yeni bir proje hazırlandı. Bu sefer Türkiye’nin ilk yerli otomobili üretime hazırdı. 1967 yılında, Türkiye’nin ilk yerli otomobili Anadol sokakları arşınlamaya hazırdı. Bu ilk yerli , 1100 motorlu, 4 vitesli bir otomobildi. Anadol’ un iki ve dört kapılı olmak üzere iki modeli üretilmişti. Yapıldığı dönemde kaportasının zayıflığı nedeniyle tartışma konusu olan Anadol 2000’li yıllara kadar dayanarak herkesi şaşırtmıştır. Türkiye’de sanayileşmenin ve dışa açılmanın ilk yıllarında ticaretin gelişmesiyle özellikle küçük esnafın kamyonete gereksinim duymasıyla Otosan, Anadol Kamyonet üretimine geçti. 1980’li yıllarda Anadol’lar kamyonete dönüştü. Bu durum kısa zamanda ilk yerli otomobilin üretiminin azalmasına sebep oldu.
Türkiye’de, Anadol’un gördüğü ilgiden sonra 1971 yılında Renault marka otomobiller de üretilmeye başlandı. Türkiye’nin coğrafi şartlarına uygunluğu nedeniyle kırsal kesimde yaygın olarak kullanılan bu , zamanla ülkemizde en yaygın kullanılan haline geldi. Renault otomobilleri üretime başlandığı 1903’lü yıllardan sonra oldukça farklılık gösterdi. Bu farklılığı 1903 ile 1962 yıllarındaki modeller arasında belirgin şekilde görebiliyoruz. Üretildiği dönemde sahip olduğu aksesuarlar, motor gücü ve diğer özellikler nedeniyle daha çok gezinti ve davetlerde kullanılmaya müsait görünen Renaultlar, 1962 yılında güçlendirilmiş motoru, daha modern hale getirilmiş kaportası ve aksesuarlarıyla kullanıma ve uzun yola dayanıklı görünümüyle karşımıza çıkıyor.
Asla “En İyisi” Olmayacak Otomobiller…
Her zaman daha iyisini üretmek amacıyla yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan modeller, otomobilin zaman içinde geçirdiği aşamaları ortaya koyuyor. Tekerleğin icadıyla başlayan macera, at arabalarına takılan buharlı makinelerle hız kazandı ve motorlu taşıtların icadıyla hayal bile edilemeyecek bir aşamaya ulaştı. Üretilen her yeni modelle birlikte biraz daha ulaşılmaz oldu otomobiller; ama yine de her zaman birçoğumuzun hayallerini süslemeye devam ettiler. sahibi olmak, hayatımızdaki pek çok amaçtan biri oldu, hatta hepimiz birer tutkunu olduk. Otomobiller hakkında teknik anlamda bilgiye sahip olmasak bile, bu onlarla ilgilenmemize engel olmadı ve hepimizin zevkine uygun bulduğu bir model hep oldu. Farklı bir amaçla çıkılmıştı yola, belki de hayatı biraz daha kolaylaştırmak, zamana karşı yarışta hız kazanmak…Şimdiyse bu yarış; üreticileri, firmalar ve belki de asla “en iyisi” olmayacak otomobillere sahip olmaya çalışan insanlar arasında yaşanıyor. 

Arama Kelimeleri